Dağlara, uzaklara... Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istenen üç şey" Falan yok. Bir kendisi.
KEŞKE.!............
Kendini bırakıp gidebilse İnsan.
Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, Öteki de olmuyor. Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor. Böyle gidiyor işte. Bir yanımız "kalk gidelim", Öbür yanımız "otur" diyor. "Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, Güvende olma duygusu... En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdigi rahatlık, Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz.
Kuş olup uçmak isterken ağaç olup Kök salıyoruz.
Değil bu şehirden gitmek, İki sokak öteye taşınamıyorsun. "Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir; Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım.
Ne saçma. Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar áşık olmam ama Her bahar gitmek isterim. İstemek de güzel. Çekip Gideyim diyorum, Kal ve Çek diyorlar.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)buyurmuşlardı ki. “İki sevgiliyi birbirine bağlayan Evlilik gibi harika bir şey görülmemiştir.”(ibni Mace) “İnsan Evlendiği zaman İmanının yarısını mükemmeleştirir, Geri kalan yarısı Mükemmeleştirmek için de Allah’a karşi gelmekten korksun..”(Taberani)
Sevgili peygamberimiz (s.a.v) dinimizi muhafaza etmek ve Tamamlamak için Mü’minlere Evlenmelerine tavsiye ediyor.. Mutlu bir Yuva için birinci şart iyi Seçim, İkinci şart da iyi Geçimdir..
Bir baska hadis-i şerif göre ,mutlu evliliğin temel şartı , Eşlerin dindar olmasıdır..her iki eş de Dindar olduğu zaman, Rabbimiz, Kur’ân’da Eşleri birbirlerinin Elbisesiolarak tarif ediyor
"Onlar (kadınlar) sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz...''(Bakara, 187)
Bizim fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbimizin Eşleri elbiseler diye tarif etmesi, Hiç şüphesiz, sonsuz manalar içeriyor olmalı. “Elbise”nin anlamı ve çağrıştırdıkları üzerinden Eşimizi anlamaya çalışabilir miyiz? Başkalarına elbisenizle görünürsünüz. Elbisenizin temizliği, sağlamlığı, rengi ve şıklığı Dışarıya verdiğiniz mesajdır. Elbisenizin güzelliği ile kendinizi önemsediğinizi ve Önemli olduğunuzu ifade edersiniz.
Kirli, pejmürde, dağınık, sökük, yırtık bir Elbise kendinize değer vermediğinizanlamına gelir. Şu halde, “Elbisemden bana ne?” deme hakkınız yoktur. Kendinizi elbisenizle tanıtırsınız; O kimliğiniz olur, kişiliğinizi ortaya koyar.
Elbisenizde olabilecek her türlü kusur, size mal edilir. Kişiliğinizden kaybettir. Eşiniz de sizin başkalarına göründüğünüz kimliğinizdir. Onu yıpratırsanız, Bakımını ihmal ederseniz Perişan hale getirirseniz, Önce kendinize zarar vermiş olursunuz.
Kişiliğini kaybeden, Özgüvenini yitiren, Değer verilmeyen bir eş, Sizin kendinizi böyle bir Eşle yaşamaya mahkûm ettiğinizin göstergesidir. Bu da sadece eşinizi değil, kendinizi de Önemsemediğiniz anlamına gelir. Elbiseniz ayıplarınızı örter. Çıplak gezmek kadar utandırıcı bir şey yoktur herhalde…
Şükür ki Elbise sizi hem güzelleştirir Hem de bedeninizin saklamanız gereken kısımlarını örter. Bir bakıma sırdaşınızdır elbiseniz; En gizli saklı yerinize dokunur ama başkasına göstermez. İç yüzü çıplaklığınızı görür ama dış yüzünde Bunu kimseye belli etmez. Hiç ummadığınız bir zamanda sökülüveren Yahut içindekini gösteren bir elbise Ayıplarınızı sergiler, sizi mahcup eder.
Eşler de birbirlerinin kusurlarını örtmek için vardır. Eşlerin kusur ve ayıpları, hata ve zaafları birbirine açıktır Eşiniz, sizin hakkınızda başka kimsenin bilmediklerini bilir, Sizde başka kimsenin görmediklerini görür. Elbette, bir “elbise” yahut “örtü” olarak, Bu ayıpları ayıplamak için değil, Örtmek, Saklamak, Ortadan kaldırmak İçin yanınızdadır.
Eşinizin hata ve kusurlarını küçültüp saklamak yerine, Daha da büyütüp ortaya çıkarmaya çalışıyorsanız, Siz “Elbise” değilsiniz. (!!!)
Bu yüzden eşinizi kimseyle kıyaslamayın; Çünkü başkalarını sadece elbiseleri üzerinden görürsünüz; Başkalarının elbiselerinin bildiğini bilemezsiniz Elbiseye siz değer katarsınız. İçine bir insan girdiğinde değer kazanır elbiseler. Hiçbir elbise paketinde kalsın diye dikilmez. Onu değerli kılan, bir insan bedenine uygun olması, Bir insan tarafından giyilebilir olmasıdır. Bir başka deyişle, insan elbiseyi giyindiğinde, Elbise de insanı giyinir. İçinde insan olan bir elbise adeta konuşur, işitir, görür, düşünür. Kendisinde kişilik olmayan bir insanı Çok güzel bir elbise kişilik sahibi etmez. Elbise üzerinden sarkar, her haliyle o insana fazla geldiğini söyler. Çoğunlukla “iyi” ve “ideal” bir eş ararız. Bu arayış kendimizin bu “iyi” ya da “ideal” eşe, “iyi” ya da “ideal” Bir eş olup olamayacağımız detayını gözden kaçırtır.
İyi bir elbiseyi giyinince, adam olunmayacağı gibi, İyi bir eş bulununca da, İyi bir evlilik garantisi yoktur.
Öncelikle bu “iyi” eşe “iyi” eş olmanız gerekir. Sonra da iki “iyi” eş olarak “iyi” bir ilişkiyi sürdürmenin ve Geliştirmenin yollarını aramanız gerekir. Eşler birbirlerinin elbisesidir; yani birbirlerini giyinirler. Aralarındaki uyum onların ilişkilerinin şıklığı için vazgeçilmezdir.
Eşiniz de elbiseniz olduğuna göre… Sadece onu giyinmekle değer kazanacağınızı düşünmeyin. Elbiseye sizin de katacağınız bir şeyler vardır. Ona göre yürümesini, ona göre durmasını, Ona göre davranmasını bilmeniz gerekir.
Elbise sizi korur. Elbisenin örtme fonksiyonuna ek olarak Koruma fonksiyonu da vardır.
Elbise soğuktan, aşırı sıcaktan, kir ve tozdan vs. korur. Canınızı ve teninizi tehdit eden şeyler karşısında, Elbisenize daha sıkı bürünmeniz gerekir. Aksini yapıp böylesi tehditlerden elbisenizi sorumlu tutmanız Haksızlık ve akılsızlık olur. Hayatımız pürüzsüz ve sorunsuz değildir; Eşler arasında soğukluğa sebep olabilecek sayısız sorun çıkar. Çünkü hayatı olduğu gibi, olumsuzlukları da içinde olacak şekilde Paylaşmaya söz verdiniz. Bu durumda, eşinize olan sevginizin ve bağlılığınızın Sorunlar ortaya çıkınca yitirilmesi değil, artması gerekir. Sorunlara karşı birbirinizi desteklemek üzere bir aradasınız. Çıkan her sorunun çözümü olarak boşanmayı düşünmek, Dahası sorunlara evliliğin yol açtığını düşünmek, Üşüyorum diye elbiseyi üzerinizden atmaya benzer. En çok o zamanlarda lazımdır size elbiseniz; yani eşiniz. Birbirinize sıkıca sarılmadığınız sürece gelen İlk rüzgâr elbisenizi üzerinizden sıyırıverir; Eşinizle uzaklara düşersiniz
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
Bir erkek gidince bir evden;
Bir dede, bir baba, bir oğul, bir ağabey, bir dayı, bir amca, bir yeğen, bir torun, bir delikanlı, bir sevgili, bir yiğit, bir savaşçı, bir barışsever, göklerden bir kartal, ormandan bir aslan, bir günün aydınlık kısmı, beynin yarısı, mevsimlerden yaz olanı, kolun iş göreni, ayağın adım atanı kesilir. Kısacası; Bir erkek gidince yatağın yarısı buz kesilir..
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar. Onlar bir gün çekip gittiklerinde, Peşlerinde 'yetim-öksüz' kalan çok olur:
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, Özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler... Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar. Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların. Sık sık boynunu büker 'sarıkız'. O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, Değerini kimse anlayamaz krom hac tasının. Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz. Bir kadın gittiğinde... Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; Bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci... Bir anne gider... Bir dost... Bir arkadaş... Bir sevgili... Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; Övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır. Kapı eşiğindeki 'Dikkat et...' duyulmaz, Annesi gitmiştir 'geç kalma'nın. Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler. Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok 'yetim' bırakmıştır arkasında.
Yaşamak değil Bizi bu telaş öldürecek, Bırakın Sahilde ılık rüzgarlarla Taratmayı saçlarımızı, Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,
Gözümüz saatte söyleştik hep, Koşuşur gibi seviştik, Yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı, Aranacak adamlar, yapılacak işler, Bir sonraki günün telaşı, Bir öncekinin terine bulaştı, Başkalarının hayatı bizimkini aştı,
Kör karanlıkta çalar saat sesi, Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu, Veya Yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini, Hababam erteledik, 20 li yaşlardan 30 lara kurduk Saatin alarmını. 30 lardan 40 lara, sonra 50 lere
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size, Artık uyku girmez oluyor Gözlerinize, Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek İmkanına kavuştuğunuzda, Söyleşecek Sevişecek kimse kalmıyor yanınızda Özenle yarına sakladığınız Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip te sandıktan çıkarttığınızda, Birde bakıyorsunuz ki Tedavülden kalkmış, , , ,
Birisi bize "Angut" dese bozulur belki kavga ederiz. Ama angut'un hikayesi ise çok duygusal.
Angut kuşları, eşi öldükten sonra başka bir kuş ile çiftleşmeden Hayatının sonuna kadar yas tutuyor. Angut, ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde evcilleştirilebilen bir yaban kuşu.
Angut sözcüğüyle adlandırılan bu kuş türü, Adeta eşe Sadakatin de simgesi.
Türkçede mecazi olarak Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir ''Kaba saba, ahmak'' anlamında da kullanılan Biri laftan anlamayınca, boş boş bakınca ya da Aptallık edince hemen 'Angut musun?' der günümüzün insanı. Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde.
Özelliği nedir bilir misiniz? Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir Yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika Bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan O da ölene kadar onun başucunda bekler.
İşte bu canlının yaptığı en büyük 'Angut'luk budur. Ayrıca Bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değildir. Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının
Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen Eşinin Ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz. Hani derler ya 'Angut gibi bakmasana' diye...
Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine.
Bundan sonra bazılarına 'Angut' demeden önce Bir kere daha düşünün. Bir "Angut" bile olamayan O kadar çok insan var ki artık günümüzde.
Dün gece yine Ölümle burun buruna geldim. Kendime birzarar geleceginden degil ama karım Cemile ne yapar sonra. Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik,
Ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldılar. Bir süre ortalığın sakinleşmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim. Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi.
Pasta ve börek kırıntılarınabayılırız. Her neyse ben nevaleyi toplarken Birden mutfagın ışığı yandı ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum. beeSalak adam, ben bir erkeğim FATMA da nereden çıktı. Sonracığıma bizim ismimiz HAMAM BÖCEĞİ Böyle seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadarkorkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana rağmen bu bağırış da ne böyle? O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte, Sanki ben ona bir şey yapmisim gibi beni kovalamaya basladi. İnanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak bardak üzerindedolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu gıcıkların Misafiri Geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma düssünler..
Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun,ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak gerekir. Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebepleevin her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak.
Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli karısınınmış,bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti. Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.
Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi. Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar.
Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam sonra iğrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sıkıp duruyor Kayinvalidem Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.
Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi. Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?
DİKKAT bir Anektot
KARA FATMA denilen böcek aslında Hamamböceği denilen bir böcek türüdür.. Birileri FATMA adında birini sevmediği ve nefret ettiği için de KARA FATMA diyerek hem o Fatma'ya Hemde çok acı bir gerçek ama Peygamberimiz s.a.v kızı Fatmayı kastedilerek dalga geçmiş oluyorlar Yani İSLAMA Araplara da pislik atılacak ya arada....
O yüzden de KARA kelimesi kullanılarak, Bir taşla iki kuş vurulmuş Olunuyor.. Türkçemizde kullanılan kelimeleri bazen dikkat etmemiz gerekiyor, Bir şekilde birilerinin amacına hizmet edilmiş olmayalım Mesela ilk anda aklıma gelenler KARA FATMA------ HAMAM BÖCEĞİ ARAP SABUNUhayır efenim MAYİ SABUN Köpek ismi KÖPEĞEgeh geh ARAP ARAP GAZETELER ....KARA CUMA
FARKETTİNİZMİ GÜNLÜK YAŞAMDA YER ..YER KULLANILAN SÖZLERİ