Çarşamba, Temmuz 8, 2009 • Kategori: SIIRLER

Bu akşam O kadar durgun ki Sular Gömül benim gibi Kedere diyor. İçimde Maziden Kalma Duygular Ağla Geri gelmez Günlere diyor. Ey gönül, Gidenden Ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor Herkes, Sanki kulağıma Gaipten bir ses Buluşmalar kaldı Mahşere diyor.
Enginden engine Koşarken Rüzgâr, Bende bir yolculuk Heyecanı var... Yattığım Kayaya Çarpan Dalgalar Çıkıver bir Sonsuz Sefere diyor
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Perşembe, Mayıs 7, 2009 • Kategori: SIIRLER

Besle ama çatlatma...!
Profesör konferans salonuna gelmiş. Ön sırada oturan bir Seyis dışında başka kimse yokmuş. Sunusunu aktarma konusunda bocalamış ve Seyise sormuş:
Buradaki tek kişi sizsiniz. Size göre konuşmalı mı, Yoksa konuşmamalı mıyım?"
Seyis cevap vermiş: "Hocam ben basit bir insanım, Bu konulardan çok fazla anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve Bütün Atların kaçıp Bir tanesinin kaldığını görseydim, Yine de onu beslerdim."
Bu sözlerden pek etkilenen Profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş. Konferanstan sonra kendini Mutlu hissetmiş. Dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu onaylayacağını düşünerek: "Konuşmayı nasıl buldun?" Diye sormuş.
Seyis cevap vermiş: "Hocam sana daha önce Basit bir adam olduğumu ve Bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer Ahıra gelip biri dışında Tüm atların kaçtığını görseydim, Onu beslerdim, ama Elimdeki tüm yemi ona verip Hayvanı çatlatmazdım. "Gökten elmalar düşmüş .. "Azı karar, çoğu zarar" Deyip kararında kalmayı bilenlerin başına...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Pazar, Mart 15, 2009 • Kategori: SIIRLER

ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su" diye... Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler... Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der. Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine... Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez." Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der. Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
Çarşamba, Şubat 25, 2009 • Kategori: SIIRLER
DOĞUMUDA ÖLÜMÜDE AYNI ZAMANA DENK GELEN NECİP FAZIL KISAKÜREK ÜSTADIMIZI RAHMETLE ANIYORUZ RUHU ŞADOLSUN
Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur. Nakşibendi tarikatının şeyhlerinden Seyyit Abdülhakim Arvasi hz ile tanışır ve Bir daha ondan kopamaz Ne hasta bekler sabahi, Ne taze Öluyu mezar, Ne de Şeytan bir günahi, Seni bekledigim kadar. Gecti istemem gelmeni, Yoklugunda buldum seni; Birak vehmimde golgeni, Gelme, artik neye yarar? Buyuk randevu... Bilsem nerede, saat kacta?Tabutumun tahtasi, bilsem hangi agacta? Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun! Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun! Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim! TABUT Tahtadan yapılmış bir uzun kutu; Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu, Yarın kendileri dolduracaklar. Her yandan küçülen bir oda gibi, Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.Sanki bir taş bebek kutuda gibi, Hayalim, içinde uzanmış kalmış. Cılız vücuduma tam görünse de, İçim, bu dar yere sığılmaz diyor.Geride kalanlar hep dövünse de, İnsan birer birer yine giriyor. Ölenler yeniden doğarmış; gerçek! Tabut değildir bu, bir tahta kundak.Bu ağır hediye kime gidecek, Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
Çarşamba, Nisan 30, 2008 • Kategori: SIIRLER

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında, Sevdalanmış onun deli dalgalarına, Yüreğindeki duruluğa.. Demiş ki suya: Gel sevdalım ol hayatıma anlam veren mucizem ol!! Su dayanamamış Ateşin gözlerindeki sıcaklığa "Yüreğim sana armagan" Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca kopmamacasına Zamanla su buhar olmağa ateş kül olmaya başlamış.. Ya kendisi yok olacakmış ya aşkı... Başdan alınlarına yazılmış olan kaderide yüreğindeki kederide alıp gitmiş uzak diyarlara su... Ateş kızmış ateş yakmış ormanları aramış suyu diyarlar boyu günler boyu gecler boyu... Bir gün gelmiş suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun biraz kızgın birazda hırçın.. Ve o an anlamış..Aşk'ın bazen gitmek olduğunu ama gitmenin yitirmek olmadığını.. Ateş durmuş,susmuş,sönmüş aşkıyla.. İşde o zamandan beridirki: ateş sudan su ateşden kaçar olmuş.. Ateşin yüreğini sadece su, suyun yüreğini sadece ateş almış...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
Perşembe, Mart 13, 2008 • Kategori: SIIRLER

Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin
. Sokağa fırlayacaksın. Sokaklar da dar gelecek. Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi.
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü. Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin.
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan.
´Önemli nolan sağlık.´ ´Yaşamak güzel.´ ´Boş ver, her şey unutulur.´
Sen hiçbirini duymayacaksın. Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin.
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin.
´Ölüme çare bulundu´ ya da ´Yarın kıyamet kopacakmış´ deseler başını kaldırıp
Ne dedin?´ diye sormayacaksın. Yalnız kalmak isteyeceksin.
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın.
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin.
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin..
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin. Herkesi ona benzetip.
Kimseyi onun yerine koyamayacaksın.
. Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek. Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin. Uyumak zor, uyanmak kolay olacak. Sabahı iple çekeceksin.
Bazen de ´Hiç güneş doğmasa´ diyeceksin. Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler.
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin. Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin . Nafile. Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek.
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin. Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin. Telefonun çalmasını bekleyeceksin.
Aramayacağını bile bile. Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek.
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla. Yüreğin burkulacak. Canın yanacak.
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden.
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın.
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin
. Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin. Onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek. Ama bir umut. Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu.
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak. Gel gitler içinde yaşayacaksın. Buna yaşamak denirse.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
Pazar, Şubat 10, 2008 • Kategori: SIIRLER

ATEŞ ve SUYUN AŞKI
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında, Sevdalanmış onun deli dalgalarına, Yüreğindeki duruluğa.. Demiş ki suya: Gel sevdalım ol hayatıma anlam veren mucizem ol!! Su dayanamamış Ateşin gözlerindeki sıcaklığa "Yüreğim sana armagan" Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca kopmamacasına Zamanla su buhar olmağa ateş kül olmaya başlamış.. Ya kendisi yok olacakmış ya aşkı... Başdan alınlarına yazılmış olan kaderide yüreğindeki kederide alıp gitmiş uzak diyarlara su... Ateş kızmış ateş yakmış ormanları aramış suyu diyarlar boyu günler boyu geceler boyu... Bir gün gelmiş suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun biraz kızgın birazda hırçın.. Ve o an anlamış..Aşk'ın bazen gitmek olduğunu ama gitmenin yitirmek olmadığını.. Ateş durmuş,susmuş,sönmüş aşkıyla.. İşde o zamandan beridirki: ateş sudan su ateşden kaçar olmuş.. Ateşin yüreğini sadece su, suyun yüreğini sadece ateş almış...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
Cuma, Ocak 4, 2008 • Kategori: SIIRLER

Zindan iki hece Mehmetim lafta ! Baba katiliyle baban bir safta! Bir de geri adam boynunda yafta... Halimi düşünüp yanma Mehmed' im! Kavuşmak mı?... Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, Kırmızı tuğlalar altı köşeli. Bu yolda tutuktur hapse düşeli... Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak. Ne ayak dayanır buna, ne tırnak
Bir alem ki, gökler boru içinde! Akıl almazların zoru içinde. Üstüste sorular soru içinde: Düşün mü, unut mu, sus mu, konuş mu? Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı Kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, bir kaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'! Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat... Beni Allah tutmuş kim ede azat? Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem... Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; Sayım var, maltada hizaya dizil! Tek yekün içinde yazıl ve çizil! İnsanlar zindan da birer kemiyet Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; Zift dolu gözlerde kat kat... Yalnız seccademin yüzünde şefkat; Beni kimsecikler okşamaz madem; Öp beni anlımdan, sen öp seccadem!
Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan! Dakika düşelim senelik paydan! Zindanda dakika farksızdır aydan. Karıştır çayını zaman erisin; Köpük köpük, Duman duman erisin!
Peykeler duvara mıhlı peykeler; Duvarda, başlardan, yağlı lekeler, Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler Duvar katil duvar, yolumu biçtin! Kanla dolu sünger... beynimi içtin!
Sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar; Tek nokta seçemez Dünyadan nazar. Yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz? Güneşe göç varda kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir... İstersen demirde muhali kemir, Ne gelirki elde kader bu emir... Garip pencerecik, küçük, daracık; Dünyaya kapalı, Allah'a açık.
Dua dua, eller karıncalanmış; Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış. Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış... Bir soluk, bir tütsü bir uçan buğu İplik ki incecik, örer boşluğu.
Ana rahmi dahi şu bizim koğuş; Karanlığındadır, yeniden doğuş... Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! Sen bir devsin yükü ağırdır devin! Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!
Mehmed'im sevinin başlar yüksekte! Ölsekte sevinin, eve dönsek de! Sanma bu teker kalır tümsekte! Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
ÜSTAD = NECİP FAZIL KISAKÜREK
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::
Get your own Chat Box! Go Large!
Boomp3.com |