Zekat, zengine emanet olarak bırakılmış fakire ait bir hediyedir Zekât, sözlükte “temizlemek, çoğalmak ve büyümek” anlamlarına gelir., Dinen zengin sayılan bir Müslümanın, Seneden seneye malının belli bir miktarını Müslüman fakirlere Allah rızası için vermesidir..) Zekatlarda milyonlarca fakir ve miskin Müslümanın hakkıdır.
“Allah’ın fazlından verdiklerini kullarından esirgeyenler için O malın hayır olduğunu zannetme. Belki o mal, onlar için şerdir. Kıyâmet gününde fakirlerden esirgedikleri O mal, onların boyunlarına halka yapılacaktır.” (Âl-i İmrân, 180)
ZEKÂT VERENE MELEKLER DUA EDER Allah Rasûlü (s.a.v),: “Her gün iki melek inerek, onlardan biri: ‘ Allah’ım! Malını, Allah yolunda harcayıp infak edenin (malını bereketlendirmek suretiyle) arkasını getir.’ diye dua ederken, diğeri de, ‘ Malı tutup cimrilik edenin malını telef et ya Rabbi!’ diye bedduada bulunur.
ZEKÂTIN HÜKMÜ NEDİR? Namaz, İslâm'ın direğidir. Namazı terkeden dininin direğini yıkmış olur. Zekât ise Efendimizin ifadesiyle: "İslâm'ın köprüsüdür. Bu köprüden geçmeyen kurtuluşa eremez. Toplum hayatının huzur ve saadeti için çok büyük önem taşımaktadır.
Zekât, İslâm’ın 5 şartından birisidir. Namaz, oruç gibi farz-ı ayndır. Ancak onlar gibi bedenle değil mal ile yapılan bir ibâdettir. Hicretin ikinci senesinde farz kılınmıştır. Zekât, Kur’ân-ı Kerim’de 34 yerde zikredilmiştir. Farziyyeti, namaz ile birlikte Kur’an’da sürekli tekrar edilen âyet-i kerîmelerle sâbittir.
“Namazı kılın, zekâtı verin…” Nûr 56
Namazı kılın; zekatı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz. Neml 3
Onlar ki, namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar. Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir. Tevbe 71
"Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; Yaşadığım sürece bana namazı ve zekatı emretti."Meryem 31
Namaz kılınmayan bir cem’iyette dinî yaşayış zayıflayıp Sönmeye yüz tutacağı gibi, Zekât emrinin tatbik edilmediği bir toplumda da Sosyal huzur, birlik ve beraberlik kalmaz. Fakir ve zengin sınıflar arasında dayanışma ve yardımlaşma ortadan kalkar;
Sevgi ve saygı duyguları yok olur. Günümüz toplumlarının hâli buna açık bir delildir.
Namaz ve Zekât, biri kişinin iç dünyasını, Diğeri de dış dünyasını düzenleyici iki ana direktir. ZEKAT ZENGİNLERİN FAKİRLERE YAPTIKLARI BASİT BİR YARDIM DEĞİLDİR Zekât fakirin, zenginin malında olan bir hakkıdır. Allah, bu hakkı imtihan için zenginlerin malının içine koymuştur. Zekat, zengine emanet olarak bırakılmış fakire ait bir hediyedir.
Kur’an-ı Kerîm’de bu husus şu şekilde belirtilmiştir: “Mü’minlerin mallarında dilencinin ve dilenmeyen fakirin bir hakkı vardır.” (Zâriyât, 19). Fakiri bulmak ve ona hakkını vermek görevi zengine aittir. Fakir, kapı kapı dolaşıp da zengin arayacak değildir. Zekâtı ödenmemiş bir mal, içinde “emanet” bulunduğu ve O an da “hıyanet” üzere bulunulduğu için temiz ve helâl olmaktan çıkar. Aslında zahiren “helal” yolla kazanılmış olsa bile, Emanet yerine ulaştırılmadığı için bu zenginlik gayri meşrû bir varlık hâlini alır. Zekâtı ödendiğinde mal da temizlenmiş olur. Bu yüzden Efendimiz (s.a.v) “Malınızı zekâtla temizleyin.” buyurarak tüm Müslümanlara ilan etmişlerdir.FAKİR, MİNNET ALTINA SOKULAMAZ Bir zenginin, zekât verdiği fakiri minnet altında bırakmaya çalışması Hiç yakışık alacak bir davranış değildir. Aynı şekilde fakirin de eziklik duygusu içine girip, bu nimeti “asıl göndereni” Unutacak bir hale bürünmesi zekâtın farziyetinin ana gayesiyle bütünleşmez. Fakir, gelen nimeti sadece ve sadece Allah’tan bilecek, zengine minnet etmeyecektir. İslam, müntesiplerinin izzetini en önemli şey olarak en önde tutmuştur.
Bir başka âyet-i kerîmede de şöyle buyruluyor: “Allah’ın fazlından verdiklerini kullarından esirgeyenler için O malın hayır olduğunu zannetme. Belki o mal, onlar için şerdir. Kıyâmet gününde fakirlerden esirgedikleri o mal, Onların boyunlarına halka yapılacaktır.” (Âl-i İmrân, 180).
Sevmiştik seni Ey şehri ramazan. Sefa geldin diye methiyeler okumuştuk; “Onbir aylık yoldan geldin, Müminlere misafir oldun, Sefa geldin bize geldin, Ey Mübarek Ramazan Evvelin rahmet, ortası mağfiret, Ahirin cehennemden azat ettirmek, Buyurmuş Hazret-i Muhammed (s.a.v.) Sefa Geldin ey Mübarek Ramazan” diye.
Ama şimdi gidiyorsun, hem de onbir ay gelmemek üzere… Alışmıştık sana, sahura kalkışla başlayan imsak vaktini aşmak korkusuyla bir yandan yemekle içmekle meşgul olup çocukluğumuzdan alıştığımız “ağzım burnum arıca, niyet ettim oruca” tekerlemesiyle niyet ediyorduk.
Kaptık mı Kur’an kitaplarımızı, mukabele dinlemeye gidiyorduk. Peygamber (S.A.V.) ve Cebrail aleyhi selamların sünnetini yerine getirmenin heyecan ve mutluluğunu duyarak dinliyorduk Kur’an bülbülleri hafızları.
Orucumuza zarar gelmesin diye dikkat kesiliyor, Yalandan, gıybetten korunmanın yollarını zorlamaya çalışıyorduk. Ramazanın kendine has heyecan ve telaşları da var.
Akşam iftarda yenecek şeylerin hazırlanışı ayrı bir telaş, İftar vaktine yetişmek için gayret etmek ayrı bir telaş, İftar vaktini beklemek ayrı bir telaştır.
Nasıl telaşlanmayalım ki, “Oruçlunun iftar sevincinin Rabbine kavuşma sevinciyle eş tutulduğu anın yaşanması anıdır iftarvakti.
Öyle buyurmuş Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz. “Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir…”
Yemekler yenince akşam namazı, sonra gelsin çaylar, yine telaş, çünkü evin ahalisi teravih namazına gitme hazırlığına başlamıştır.
Böylece devam den tatlı telaşlar bitmek üzeredir, şimdilerde gitmeye hazırlanıyor Aziz misafir. Gidiyor hem de, onbir ay gelmemek üzere…
“Hüzünle birlikte elveda demek zamanı geldi çattı “Ey Mübarek Kur’an ayı, Gündüzlerin rahmet idi, Gecelerin nimet idi, Âşıklara vuslat idi, Şehri Mübarek elveda! Hakkıyla kadrin bilmedik, Pek çok kusurlar eyledik, Nâdim olup tövbe ettik, Şehri Mübarek ELVEDA..!
Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, Barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir. Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, Örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, Bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Ramazan bayramınız MÜBAREK olsun
Bazı insanlar boynunu bükmüş, mahzun ve kederli dururken Diğerlerinin süslü elbiseler içinde, Her türlü imkanlarla sevinmeleri insanlığa elbette muvafık olamaz. Bu bakımdan sadaka-i fıtır, pek mukaddes bir yardımlaşmadır. Böyle mübarek bir günde boynu bükük yetimlerin, Kimsesiz dul kadınların, ihtiyar ninelerin, ak sakallı dedelerin, Velhasıl yardıma muhtaç bütün fakirlerin ellerine biraz para vererek, Yardımda bulunarak kalplerindeki elemin ıstırabını hafifletmeye çalışmak, Bizim mutluluğumuza onları da iştirak ettirmek ne büyük ve ne mukaddes hizmettir. Bu itibarla hali-vakti yerinde olan her Müslümanın bunu ifa etmesi, çok mühim dini bir vazifedir
Yaratılışın bir şükür ifadesi olmak üzere, Sevap kazanmak gayesiyle verilen Ramazan sadakasıdır. Hür, Müslüman ve asıl ihtiyacından fazla nisap miktarı bir mala Sahip olan kişilerin vermesi gerekir.
Sadaka-i fıtır, zekât gibi malın değil, başın zekâtıdır.
Bunun için asıl ihtiyaçlardan fazla olan malın üzerinden bir yılın geçmesi ve Ticaret malı olması şart değildir. Zekât kimlere verilirse, sadaka-i fıtır da onlara verilir. Verirken niyet etmek gerekir. Fakire sadaka-i fıtr olduğunu söylemeye gerek yoktur. Sadaka-i fıtr öncelikle mümkünse mükellefin bulunduğu yerdeki fakirlere verilmelidir. En son bayram namazına kadar vermek gerekir.
Hicretin ikinci senesinin Ramazan ayının sonlarına doğru sadaka-ı fıtr vermek vâcib oldu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, küçük büyük, hür köle, Erkek kadın her zengin Müslüman için kuru hurmadan bir sa' (1040 dirhem)* veya arpadan bir sa' veya kuru üzümden bir sa' veya buğdaydan bir müd (yarım sa') fıtır sadakası ayrılıp, Bunun bayram namazından önce yoksullara verilmesini emretti.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 2009 yılı fitre (sadaka-ı fıtır) miktarını 6,50 TL olarak belirledi
KADİR GECESİ Bin aydan daha hayırlı bir geceyi sinesinde bulunduran Ramazan ayının son 3-5 günü içindeyiz. Sayılı günler hızla bitiyor.
Bir hadis-i şerifte, “Allahu Teâlâ, 5 şeyi 5 şey içinde gizlemiştir: Rızasını Tâatte, Gazabını Günahlarda, Orta Namazı 5 Vakit Namazda, Evliyasını Halk Arasında, Kadir Gecesini ise Ramazan Ayı İçinde Gizlemiştir” buyuruluyor.
Kadir Gecesinin aylarla ilgisi yok, Gece ile ilgisi var.
Kuran’ın indirildiği Kadir Gecesinden bahsedildiği için bu sureye Kadr Suresi denmiştir. Kadir (Kadr), 'azamet' ve 'şeref' demektir.
Kuran-ı Kerim’de övülen en kıymetli ve en şerefli gecedir. Bu gecenin fazileti ve üstünlüğü (bin aydan daha hayırlı olduğu), bizzat Allah (c.c.) tarafından Kadr suresinde açıkça bildirilmektedir.
1- Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadr gecesinde indirdik. 2- Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! 3-Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. 4-Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. 5-O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Kim faziletine inanarak ve sevabını umarak Kadir gecesini ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır." H.ş
Şüphesiz ki, ibadetlerimizi artırarak bu geceleri ihya edeceğiz. Dua ederek, tevbe-i istiğfar ederek, kaza namazı kılarak, Kur'an-ı Kerim okuyarak. İslâm'ın hakimiyeti için neler yaptık, daha neler yapabiliriz; Bunların hesabını yaparak... Bu günlerimizi ve gecelerimizi ihya edelim.
Müminlerin annesi Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’e dedim ki: " Ey Allah'ın Rasûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?"
Râsulullah (s.a.s.): "Allahümme inneke afüvvün tühıbbü'l-afve fa'fü annî: Allah'ım sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet.” diye dua et, buyurdu.
Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:
"Kadir gecesinde bir defa Kadr sûresini okumak, (başka zamanda) Kuran-ı Kerim’i hatmetmekten daha sevaptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibadet etmek, Bir ay her geceyi ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir."
Din alimlerinin bazıları, Kadir Gecesi’nin (Leyle-i Kadr’in) senenin günleri içinde gizlenmiş olduğunu söylemişlerdir. İhmalkarlık yapmasınlar ve diğer geceleri de ihya etsinler diye bu gecenin gizlendiğini ifade etmişlerdir.
Hızır Aleyhisselam da gizlenmiştir. İlim adamlarına ve zahid kimselere gösterilen alaka, fukara ve gurebaya da gösterilmelidir. Bu ihtimalden dolayı,
"Her geceyi Kadir bil, her gördüğünü Hızır bil" denilmiştir.
Allah,(cc) bu geceyi ibadetle değerlendiren kulları arasına bizleri de katsın. Bizi Zatına kul ve Habibine ümmet olma şerefinden mahrum etmesin!
Dua edenin, 'Rabbim' demesi, Allah (c.c.)ın 'efendim'
demesinin takendisidir. Birisi her gece kalkıp Allah (c.c.)ı anıyor, O'na dua ediyordu.. Şeytan ona dedi: Ey Allah (c.c.)ı çok anan kişi !Bütün gece Allah (c.c.) deyip çağırmana karşılık seni buyur eden var mı? Sana bir tek cevap bile gelmiyor, daha ne zamana kadar dua edeceksin? Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu ve uyudu. Rüyasında ona şöyle dendi: Kendine gel uyan! Niye duayı, zikri bıraktın? Neden usandın? Adam: Buyur diye bir cevap gelmiyor ki, kapıdan kovulmaktan korkuyorum dedi. Bunun üzerine dendi ki ona: Senin Allah (c.c.) demen, O'nun buyur demesi sayesindedir... Senin yalvarışın, Allah (c.c.)'ın senin ruhuna haber uçurmasındandır... Senin çabaların, çareler araman, Allah (c.c.)'ın seni kendine yaklaştırması, ayaklarındaki bağları çözmesindendir... Senin korkun, sevgin, ümidin Allah (c.c.)'ın lutfununkemendidir... Senin her Ya Rabbî demenin altında, Allah (c.c.)'ın buyur demesi vardır... Gafilin, cahilin canı, bu duadan uzaktır... Çünkü Ya Rabbî demeye izin yok ona... Ağzında da kilit var, dilinde de... Zarara uğradığı zaman, ağlayıp, sızlamasın diye Allah (c.c.) ona dert, sızı, gam, keder vermedi... Bununla anla ki, Allah (c.c.)'a dua etmeni, O'nu çağırmanı sağlayan dert, Dünya saltanatından daha iyidir... Dertsiz dua soğuktur.Dertliyken yapılan dua gönülden kopar... Mesnevi
ALLAHIM!! Acizlikten, Fakirlikten, Cimrilikten, Korkakliktan, Tembellikten, Hilekar dosttan, Faydasiz ilimden, Kabir azabindan, Aglamayan gözden, Sikinti ve hüzünden, Urpmeyen kalpden, Her türlü hastaliktan, Hayatin fitnelerinden, Borc altinda kalmaktan, Kabul olmayan duadan, Doymak bilmeyen nefisden, Ihtiyarlayip ele avuca düsmekten, Zalim olmaktan ve zulme ugramaktan, Isyan ettiren fakirlikten ve azdiran zenginlikten, Gecmise kederlenmekten ve gelecege kaygilanmaktan, SANA SIGINIRIM. AMİN.....