Menü

Son Yazılarım


Dareyn Dergisi


Mesaj Kutusu



Hep Çocuk Kalsaydık.....

Salı, Haziran 30, 2009 · Kategori: YASAMDAN YAZILAR


Küçüklük ne kadar güzeldi..
Sevdiğin çocuğu öp kaç.
Aşk şarkıları dinlemek yok.

Kutu kutu pense oynarken ne kadar mutluyduk
Saklambaçta birbirimizin yerini söylemeye çalışırdık ,
Şimdi saklandığımız yeri
Kendimiz bile bilmiyoruz..

Düştüğümüzde Dizlerimiz kanıyordu,
Şimdi Kalbimiz....

Reddedilme korkusu yoktu,
Bi kez ağlasak bizim olurdu
çünkü...

Şimdi günlerce ağlıyoruz ama
Başkasının oluyor.

Büyümeseydik de hayat aynı kalsaydı.
Hep gülseydik,
Sahte gülüşler nedir bilmeseydik KEŞKE...

Salıncakta sallanırken her rengi aynı anda görebiliyorduk..
Aşk filmlerindeki en acı karakterlerle değil,
Çizgi filimlerdeki en mutlu karakterlerle
kendimizi özleştiriyorduk.

Kimse değişmeseydi.
A/B/C/D ..olan şıklara
E eklenmeseydi.

Muamma olmasaydı.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

Hadi ver Elini …….

Pazartesi, Haziran 29, 2009 · Kategori: YASAMDAN YAZILAR




Ne Zaman
Eşinizle Bir Sorun Yaşarsanız

Avucunuza Bakın.

Sorunların olabileceğini kabul ederseniz

Çözümlerininde hemen elinizin altında,

Avucunuzun içinde....olduğunu görürsünüz

Sevildiğinizden ve Sevdiğinizden şüpheye düşerseniz

Avucunuzu açıp Parmaklarınızı sayın.

Baş parmağınıza bakın önce.

Size en yakın olan parmağınız.

Diğer dört parmağın hareketlerini anlamlı kılan o.

Gerektiğinde her parmağın yanında hazır oluyor, yardımına koşuyor.

Vazgeçebilir misiniz başparmağınızdan?

Size en yakın o iken Kesip atabilir misiniz onu

 Hayatınızda başka her şey
Onun yakınlığı ile sevimli geliyor değil mi size?
Bütün akrabalarınızla ilişkilerinizi
Eşinizin yakınlığı anlamlı kılıyor değil mi?
Şimdi de işaret parmağınıza bakın.
Güzel bir şey görseniz hemen onu uzatırsınız.
Beğendiklerinizi gösterirsiniz onunla.
Doğru olanı onunla işaret edersiniz.
Eşinizi de onca insan arasından
Parmakla gösterilir bulmuyor musunuz?
İlk gördüğünüzde, ilk sevdiğinizde, yüreğiniz ilk ısındığında,
Kalbiniz tıpkı İşaret parmağınız gibi onu göstermişti size.
Şimdi nasıl yalancı çıkarırsınız Kalbinizin işaretini?
Nasıl güvenmezsiniz kalbinizin seçimine?

 Hem sonra işaret parmağınızın göstermeye değer bulduğu
Güzel şeyler yaşamadınız mı onunla?
İşaret parmağınızın göstermeye değer bulduğu
Doğruları paylaşmadınız mı onunla?
Şimdi kesip atacak mısınız işaret parmağınızın size gösterdiğini?

Elinizin tersiyle itecek misiniz
Kalbinizin işaret ettiğini?
Orta parmağınıza bakın şimdi.
En uzunu o parmaklarınızın arasında.
Yüksekte duruyor.
Hepsinden öteye uzanıyor.
Vazgeçebilir misiniz orta parmağınızdan?
Hepsinden uzun diye lüzumsuz görürü müsünüz onu?
Peki ya eşiniz?

Bütün kadınlar yada erkekler arasında
Kalbinizin sırlarına aşina olacak kadar farklı değil mi o?
Bütün kadınlar ve erkekler arasından
Sizin için özel olarak sıyrılıp gelmiş değil mi?
O sizin için en yüksek konumda değil mi?
Sizi başka bütün erkekler ve kadınların üzerinde tutmadı mı?
Vazgeçebilir misiniz ondan şimdi?
Onu herhangi bir kadın yada erkek gibi görebilir misiniz?

Şimdi de yüzük parmağınıza bakın.
Parmağınızı ne zamandır çevreleyen
O Altın yada gümüş halkayı ilk taktığınız günü düşünün.
Ne kadar heyecanlıydınız değil mi?
Hayatınızın kadınını yada erkeğini bulduğunuz
O günü yeniden yaşayın.
Tekrar bakın eşinizin gözlerinin içine.

Onu kendinize Biricik yapan sırrı yeniden hissedin.
Eşinizin sırf size razı olması onu sizin için
biricik yapmaya değmiyor mu?
Şimdi yüzük parmağınızı atabilir misiniz elinizden?

Ve son olarak serçe parmağınıza bakın.
Ne kadar da incecik ve zayıf değil mi?
Eşinizin kalbi gibi.
Size sırlarını açmış,
Sizin sırlarınız paylaşmış bir kalp
Sizin için Süslenip bezenmiş paha biçilmez bir ayine gibidir.
Bakınca kendinizi gördüğünüz bu Ayna,
Öylesine kırılgandır ki,
Sizden gelecek küçük bir fiske parçalayıp köreltebilir onu.
Özellikle size karşı savunmasızdır ve
Özellikle sizden gelecek darbeler onu en
Hassas yerlerinden çatlatabilir.
Başkası karşısında bu kadar kırılgan değildir Eşiniz.

Tıpkı serçe parmağınız gibi...
Şimdi dilerseniz vazgeçin serçe parmağınızdan.
Nasılsa ince ve zayıf diye koparıp atın onu elinizden.

Hiç olur mu?

Hadi ver Elini …….Tut Ellerimi

Duygularımızı birbirine katalım
Sırt sırta verip zorlukları aşalım
Beraber hüzünlenip beraber ağlayalım
Beraber gülüp beraber coşalım
Yaşanacak ne varsa beraber yaşayalım

Hayatınızdan?
Her halinizde hemen yanı başınızda olmuşken ve olmaya hazırken,
Gözden çıkarır mısınız Eşinizi?

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Babalar Günü...

Pazar, Haziran 21, 2009 · Kategori: GUNCEL HABERLER

S.A ..
RAHMETİ RAHMANA KAVUŞMUŞ
TÜM GEÇMİŞLERİMİZE
ÖZELİKLE BABALARIN RUHLARINA EL.FATİHA.......


ehhh....
pek tasvip etmediğim beğenmediğim
Sevgilerin bir güne sığdırılması veya o gün hatırlanmak
Amma  sıra bize gelmiş..!  

bir BABA olarak dostlar tarafından hatırlanmak tebrik edilmek  
hoş bir şey
Ziyaret eden mesaj bırakan değerli dostlarıma teşekkür ediyorum
nice yıllara hep beraber İnşallah  


Kabul edilmesinde en ufak bir şüphe bulunmayan üç kişinin duası:
Zulme uğrayan mazlumun duası,
misafirin duası ve
Babanın çocuğuna olan duası."

Herkes "BABA" Olamaz Ki...!
Her erkek bir iş sahibi olabilir..!
Az-çok demeden, evini geçindirebilecek kadar para kazanabilir.                                 
Arkadaşları olabilir... kendisine güvenen... kendisinin de onlara güvendiği...
Akrabaları olabilir... hiç incitmediği... hiç ihmal etmediği...   
Sözü sohbeti keyifli olabilir. Meslek hayatında da başarılı... 
Kim varsa etrafında, kırmamak için, onlara "hayır" dememek için koşuşturabilir.
Akşama kadar birçok kişinin sıkıntısıyla uğraşabilir.   
Iki lokma ekmek götürebilmek için evine, kendisini çok yorabilir...
 
Sosyal ortamlarda, sosyal aktivitelerde bol bol faaliyet yapabilir...   
Sevdiği takımın hiçbir maçını kaçırmayabilir... alınan yenilgiler  için günlerce kafayorabilir...
Evlatlarının geleceği için türlü yatırımlar yapabilir
Onlara her şeyin en iyisini, en kalitesini almak için kendisini paralayabilir...   
Özel okullara yollayabilir... özel hocalar tutabilir...
Çocuklarına nasihat etmek için
"Aferin... akıllı ol... benim gibi    sıkıntı çekme... çalış, adam ol... ezdirme kendini" diyebilir...vs...vs... 
her erkek bunların tümünü yapabilir......ama her erkek                                           
Baba" olamaz ki...!                                   

Çünkü tüm bu saydıklarımız erkekleri "BABA" yapmaz ki...!...                                                       

Baba olmak nasıl bir şey biliyor musunuz
Baba olmak, dibi azgın sularla dolu bir göl üzerinde, soğuk havaların da etkisiyle buz tutmuş
bir kaygan zeminde, düşüp başını çarpmayacak kadar başarılı bir koşucu...

buzu kırmamayı başaracak kadar hassas hareketlerle yürümeyi bilen bir dengeleyici... ve
tüm bu koşuşturmaların arasında da elindeki kendisine emanet edilmiş
minik kalplere, babalığın nasıl bir şey olduğunu yaşatabilecek ve
onları hayata güvenle hazırlayabilecek kadar donanımlı olabilmeyi başarmaktır.                       
Öyle bir hayat ki...
sizi azgın sularda boğulmadan yaşamanın bir yolunu bulmaya zorluyor...
tüm bu zorlantıların arasında da olan çocuklarımıza oluyor.                     
Çocuklar için baba, bilinçaltı süreçleri açısından ve terapötik bir dille söylemem gerekirse
"KAHRAMAN"dır. Bilinçaltının gizli kahramanları babalarımızdır.               
Baba yanımızdaysa, korkmayız...                                                                               
Baba yanımızdaysa güvendeyiz...                                                                                       
Peki ya baba yanımızda değilse...?                                                                                             

Babanın olmadığı yerlerde anneler devreye giriyor
"Canım yabancı değil ya... o da annesi... benim yerime ilgilensin..."
diyerek kendimizi kurtaramayız.
Çünkü annenin karşıladığı duygusal beslemeyle,
babanın karşıladığı duygusal beslemeler son derece farklı.

Baba, "özgüven, güç, kuvvet, yaşam karşısında güçlü olma"
duygularını beslerken;
anneler "merhamet, vicdan" duygularının oluşmasına neden oluyor.
Baba ilişkisi yeterince gelişmemiş çocuklarda özgüven sorunuyla karşılaşırken;
annesiyle yeterince duygusal ilişki geliştirememiş çocuklarda da
merhamet duygularıyla ilgili zorlantılar olduğunu görürüz. 
 Babanın duygusal ilişki kurmadığı, konuşmadığı, sohbet etmediği, evladıyla                               
yakın ve sıcak iletişim kurmadığı durumlarda, babayla yeterince muhatap olamayan çocuklarda,
anneden gelen duygular ağır basmaya başlar.
Size garip gelebilir ama hiç dikkat ettiniz mi?
önceden sokakta kavga eden çocuklar, birbirlerini tehdit ederken:
"Seni babama söylüyceemmmm..." derlerdi.
Son dönemlerde bu sözün yerini ne aldı...?
Evet bildiniz...
"Seni anneme söylüyycemmm..."
Özellikle erkek çocuklar için "anneye söyleme" durumu tehlikeli.
Neden...?   

Birincisi; babanın, yaşamın bir parçası olmamasına işaret eder.
Ikincisi; erkek çocuğun, baba figürüyle yeterince muhatap olmamasından dolayı,
yani özdeşim kuracağı, benzemeye çalışacağı bir yakın baba ilişkisi olmamasından dolayı,
anneyi "benzeme nesnesi" olarak kullanmaya başlaması anlamına gelir.           
...ne demek bu "anneyi benzeme nesnesi olarak görmeye başlaması"  durumu?
annelere benzeyen erkek çocukların çoğalması demek...!                                                 

Bu tehlikeli sevgili babalar.
Dikkat ediyor musunuz? Son on yıldır duygusal,
her şeye ağlayan,olaylar karşısında aşırı duygusal tepkiler veren delikanlıların sayısında çoğalma oldu.
Üniversite öğrencisi genç erkekler, kendilerini
"ben çok duygusalım" diye tanımlamaya başladı.
Halbuki bu özellik, aynı yaştaki kız çocuklarına özgü bir tavırdır.
Herhangi bir zorluk olduğunda genel beklenti kızların üzülüp ağlaması;
erkeklerin de ağlayan insanları teselli etmesidir.
Ya da olaya daha sağduyulu, daha akılcı bir çerçeveden bakmasıdır.
Ne oldu da işler bu noktaya dayandı?
Çok basit... babalar, "baba" olamadılar...
Babalar, erkek evlatlarına ve kız evlatlarına yeterince yakın davranmadılar.
Babalar, para kazanmanın, onların fiziksel ihtiyaçlarını doyurmanın
asli görevleri olduğu duygusunu üzerlerinden atamadılar.
Babalar, çocuklarının, kendileri için kazanacakları paradan daha çok,b
aba ilişkisine, babanın sarılıp öpmesine, babayla oturup uzun sohbetler yapılmasına
ihtiyaç duyduklarını bir türlü göremediler.
Ve... ve... yaşam koşulları ağırlaştıkça...
evlerdeki paraya endeksli ihtiyaçlar arttıkça...
babaların daha fazla çalışıp daha fazla para kazanmaları gerekti...
ve bu madde, bu materyal, bu fiziksel ihtiyaca dayalı malzeme,
onların "varlıklarının" yerini almaya başladı...

Oysa... oysa çocukların paraya değil babaya ihtiyaçları var.
Mutsuz ve yeterince oturmamış bir sığ ilişkide, çocuğunuza en pahalısından bilgisayar alırsınız...
yine de mutlu demezsiniz..
ama duygu yüklü, koruyan,gözeten,kuşatan, destekleyen, dengeleyen, sıcacık bir
baba-evlat ilişkisinde,sizinle oynayacağı on dakika saklambaç, oturup sohbet edeceği saatler,
dünyanın en güzel hediyesidir de haberiniz bile yoktur...!   
Sevgili babalar... siz para kazanmak için evden uzaklaştıkça...
herhangi bir takımın maçına ayırdığınız zaman kadar bile evlatlarınıza zaman ayırmadıkça
ne oluyor biliyor musunuz? 
Özetle söyleyeyim... duygusal ilişki kurup, besleme yapmadığınız
kızlarınız, olmadık adamlarla evlenmeye kalkıyorlar.
Çünkü kendilerine en yakın olan erkekle
yeterince duygusal bir doyum gerçekleşmediği için,
saçının telini bile vermeyeceğiniz tür adamlarla ilişki yaşamaya kalkıyorlar.
 
Oğullarınıza gelince... oğullarınız...
oğullarınız erkek gibi davranmayı öğrenemiyorlar.
Sürekli kadınlarla muhatap olmaktan,
kadınların gittikleri çay poğaça toplantılarına katılmaktan,
kadınların sohbetlerini dinlemekten, kadınların tepkilerini izlemekten,
kadınlar gibi düşünüp, kadınlar gibi davranmaya başlıyorlar.
Unutmayın ne olur... erkek davranışlarıyla kadın davranışları birbirinden farklıdır.
Ani bir durum ve olaya, kadının verdiği tepkiyle
erkeğin verdiği tepki kesinlikle birbirinden farklıdır.                                                             
Sonuçta kız/erkek fark etmez, her ikisi de özgüven sahibi olmayı,
çabalamayı, hayata sağlıklı gözlerle bakmayı, duyguların basıncından uzak akılcı düşünmeyi
babadan öğrenirler...
Onlara "öğretebilecek baba"ları varsa tabii...                                                               

psikolog mehtap kayaoğlu  alıntı

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Gül Veren Elde Daima Gül Kokusu Kalır.

Cuma, Haziran 19, 2009 · Kategori: IBRET ALINACAKLAR




Beyninizdeki Zehir


Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adlı bir kız evlenir ve

Aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar.
Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinilmenin çok zor olduğunu anlar.
İkisininde kişiliği tamamen farklıdır buda onların

sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar.
Bu çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve

çevrenin oldukça tepkisini alır.
Birkaç ay sonra bitmez tükenmez

Gelin Kaynana kavgalarından ev onun ve annesi ile

Karısı arasında kalan eşi içinde cehennem haline gelmiştir.
Artık birşeyler yapmak gerektiğine inanan

Genç kız doğru babasının eski bir arkadaşı olan  
baharatcıya koşar ve derdini anlatır.
Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ekstre hazırlar ve

bunu 3 ay boyunca hergün azar azar kaynanası için

yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler.
Zehir az az verilecek , böylece onu
gelininin oldürdüğü belli olmayacaktır.

Yaşlı adam genç kıza kimsenin ve
eşinin şüphelenmemesi için

kaynanasına çok iyi davranmasını
ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.
Sevinç içinde eve dönen Li-Li
yaşlı adamın dediklerini aynen uygular .
Hergün en güzel yemekleri yapıyor.
Kaynanasının tabağına azar azar zehiri damlatıyordu.
Kimseler şüphelenmesin diyede ona çok iyi davranıyordu.
Bir süre sonra kayınvaldeside çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu.
Evde artık barış rüzgarları esiyordu.
Genç kız kendisini ağır bir yük altında hissetti

Yaptıklarından pişman bir vaziyette

baharatçı dükkanının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar

 kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek

bir iksir  vermesi için  yalvardı,

Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu.
baharatçı  yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran

Li-Li ye baktı ve

kahkahalarla gülmeye başladı.
"Sevgili Li-Li dedi , sana verdiklerim sadece vitaminlerdi.
Olsa olsa kayinvaldeni sadece daha da
güçlendirdin hepsi bundan ibaret.
Gerçek zehir ise senin beyninde olandı.
Sen ona iyi davrandikça oda dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı

böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz " dedi


Sevilen insan sevgisini insanlara veren insandır.
İçimizde bir damlacık bile zehir olmaması dileklerimle

 

 


Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Anne Babalar Bu Yazıyı Muhakkak İzleyin...!

Pazartesi, Haziran 8, 2009 · Kategori: YASAMDAN YAZILAR



Adam
Oğlunun Odasının önünden gecerken
Hayretle bakakaldı..

Yatağı güzelce toplanmıştı ve
Odası hiç olmadığı
Kadar derli toplu görünüyordu.
Sonra adam yastığı uzerine birakilmis
Mektup Zarfinı farketti. Üzerinde
'Babama'  yaziyordu.
Aklından gecen Bin bir kötu düşünceyle
Mektup zarfını actı ve
Titreyen  elleriyle mektubu okudu:
 
Sevgili Baba;
Sana bu satırları derin bir Pişmanlık ve
üzüntü  içinde yazıyorum.
Kız arkadasımla
Kacmak zorundaydim çünkü
Seni ve Annemi yaşanacak
Rezaletten uzak tutmak istedim.
Gercek tutku ve
Askı ben
Sedef'le buldum ve öyle tatlı ki  anlatamam...
Şunu  biliyordumki siz

Onun
Vücudunun her yerine taktığı
Küpeleri,
Derisine islettigi
Dövmeleri,
Kendine has O
Çılgın Giyim tarzını
Aslaaa  ama aslaaa  Onaylamayacaktınız  ve tabi
Benden
Çok büyük olması da bir sorundu.
Fakat benim icin bunlar degildi gercek tutku ve gercek
Ask...
Baba Sedef Hamile!
Sedef'in dedigine göre çok mutlu olacağız.
Ormanda kendine ait bir
Karavanı ve tüm kış yetecek kadarda yakacağı var.
Bir sürü çocuğa  sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor.

Sedef benim Gözlerimi
Esrar gerceğine acti ve artik biliyorum ki
Esrar  kimseye zarar vermez.
Esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacağız ve

Yine bu sayede ihtiyacimiz olan
Kokain ve Extazieye ulaşacağiz.
Artik tam anlamiyla bilime yalvariyoruz

Dualar ediyoruz şu
AIDSin çaresi bulunsun ve
Sedef sağlığına kavuşsun diye...
O kesinlikle iyileşmeyi hak ediyor.
Endişelenmeyi bırak baba

Ben 15 yaşındayım ve kendi başımın çaresine bakabilirim.
Eminim  birgün geri döneceğiz ve sen kendi
Torunlarını  tanıyacak, seveceksin.
Oğlun Cahit

NOT:
Baba yazdığım mektubun
Tek kelimesi bile doğru değil.
Ben Mehmet' lerdeyim.
Sadece sana;
Masamın üzerinde seni bekleyen
KARNEDEN  daha
Kötü şeylerin olduğunu hatırlatmak istedim.

Kalıcı Bağlantı Yorum (12) Yorum yaz!

Ailede Mutluluğunun Sırrını

Pazar, Mayıs 31, 2009 · Kategori: KISSALAR




Kahvede sohbet eden Adama arkadaşları:

''Senin aile yaşantına hayranız,

Eşin ve çocuklarınla çok mutlu bir yaşantın var.

Karının bir dediğini iki etmiyorsun.

Bu mutluluğunun sırrını bize de anlat  

Yoksa pısırık olduğunu düşüneceğiz.'' derler.
''Kısaca anlatayım..''  der adam

 

Düğün yapıldı 

Gelini ata bindirdim

Köye doğru yol almaya başladık

Yolda Atın ayağı takıldı ve sendeledi.

Karım eğildi ve  Atın kulağına 

'Biiiiir' dedi.  

Az daha gitmiştikki  bir çukur daha

At yine tökezledi  eşim tekrar eğilip atıma

'İkiiiiiiiii' dedi.
Eve varmamıza az kala

Atım tekrar aynı şekilde tökezleyince

Eşim atından indi ve  At'a

'Üççççç' dedi ve çeyizinden

Tabancasını çıkartıp Atımı alnından vurdu.
Ben  şok olmuştum...

Eşime bir hışımla  çıkıştım

''Yazık değil mi

Ata neden  vurdun kadın manyak mısın sen?'' diye bağırdım...
Karım arkasını döndü ve bana

'Biiiiir' dedi.
Ve o günden sonra Karımın bir dediğini iki etmedim. :)))


Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!

Hiç Bir Şey İçin BENİMDİR deme..

Pazar, Mayıs 31, 2009 · Kategori: IBRET ALINACAKLAR


Hz. Peygamber (s.a.v) bir gün Sahabilerine:

Malı,  
Ailesi ve 
 
Amelleriyle
Üç kardeşli adamın meselesi
Diyerek Bir KISSA Anlatır

Bunun üzerine Abdullah bin Kürz adlı sahabi kalkarak:

"Ey Allah'ın Resûlü!
İzin verirseniz bu anlattıklarınızı şiirleştireyim" dedi.
Hz. Peygamber de: "İzin veriyorum" buyurdular.
Abdullah bin Kürz o geceyi evinde geçirerek ertesi gün  

Hz. Peygamber'in huzuruna çıktı.
Sahabiler de oraya topladılar.
Abdullah şu şiiri okudu:
"Ben, AİLESİ, MALI ve Elleriyle yaptığı AMELLER olmak üzere
Üç kardeşi olan ve öleceği sırada onları çağırarak
Kendilerine şöyle diyen kişi gibiyim:
"Bugün başıma gelen şu çetin günde bana yardımcı olunuz.
Bu gün çok uzun ve korkunç bir ayrılığın başlangıcıdır.

"Ben, hayatta olduğun sürece sana itaat eder ve
Her dediğini yaparım.
Bu konuda bana ne gibi bir yardımda bulunabilirsiniz?"
Bunun üzerine kardeşlerden biri şöyle dedi

Ayrılık vakti geldiğinde senin için hiç bir şey yapamam.
Eğer benden bir şey isteyeceksen şimdi istemelisin.
Çünkü seninle birlikte gelecek olsam
Birçok tehlikelere atılmış olurum.
Eğer gidecek olursan sakın beni arkanda bırakma.
Ölmeden önce beni, halini ıslah etmek için harcamalısın.

İkinci kardeşse şunları söyledi:
Ben seni cidden sever ve
fazilet bakımından
Diğerlerinden üstün tutarım.
Senin için yorulur ve sana nasihat ederim.
Ancak ölüm geldiğinde senin için ona karşı koyamam;
Bu konuda elimden ağlamaktan başka bir şey gelmez.
Evet, vefat ettiğinde hıçkıra hıçkıra ağlar,
Soran olduğunda seni överim.
Cenazene katılıp diğerleriyle birlikte seni
Son ikametgâhına kadar taşırım.
Oraya yerleştiğinde evime geri dönerek sanki hiç bir şey Olmamışçasına ve seninle aramızda dostluk ve
Kardeşlik yokmuşçasına işimin başına geçerim."

İşte bu kardeş o kişinin
AİLESİDİR, birincisi ise onun MALI İDİ.

Bu ikisinin ölen kişiye en ufak bir faydaları dokunmadı.
Sıra üçüncü kardeşe geldiğinde 
O şunları söyledi:
"Ben senin için gerçek bir kardeşimdir.
Korkunç ve tehlikeli anlarında benim gibi bir
Dost ve
kardeş bulamazsın.
Kabrinde seni yalnız bırakmam ve her türlü
Tehlikeye karşı savunurum.
Kıyamet gününde hesaplar görülürken hasenatını artırmak için Terazinin kefesine otururum.
Bunun için de sakın beni unutma ve kıymetimi bil.
Çünkü ben senin için daima şefkatli ve seni hiç bir zaman
Mahcup etmeyecek bir nasihatçiyim."

İşte bu kardeş de insanın kendisi için önden gönderdiği
SALİH AMELLER,iridir
İnsan yaptığı iyilikleri ahirette bulacaktır."
Bu şiiri dinleyen
Hz. Peygamber ve onunla birlikte, orada bulunan
Sahabiler ağladılar.
Daha sonraları Müslümanlar
Abdullah'ı yanlarına çağırtıp ona
Bu şiiri okutarak ağlarlardı. [Hayatü's-Sahabe

Hiç bir şey için
"benimdir" deme
Sadece de ki " yanımdadır ";
Çünkü ne altın,
ne toprak,
ne sevgili,
ne hayat,
ne ölüm,
ne huzur,
ne de keder
daima seninle kalmaz...

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

GİTMEK DUYGUSU ve Çağrılmak

Çarşamba, Mayıs 20, 2009 · Kategori: KISSALAR


Ne zamandır genç adamı bir gitmek duygusu sarmıştı.  
Gitmek, dolaşmak, görmek, aramak...
 Daha çok bu aramak hissi hem heyecanlandırıyor   hem de bir meraklara sürüklüyordu onu. Birde ne arayacağını, neyi arayacağını da bilemiyordu
Sürekli içinde bir git ara sesi vardı ve bu bir mecburiyet halini almıştı.

Evet, artık yola düşmesi gerekiyordu. 
Vakit tamam olmuştu. İçindeki his öyle diyordu.
 
Karayağız, yakışıklı, güzel yüzlü bir genç olarak tanınıyor ve seviliyordu  o Yörede... Annesinin elini öptü, annesi onu bağrına bastı öptü, kokladı,
gözyaşlarını sakladı  ve  selametle git oğlum, dedi
 Babası gayet dirençli sırtını sıvazladı alnından öptü 
O da yolun mübarek olsun, dedi.
   
Ve yola düştü genç adam.
Günlerce yürüdü. Şehirlere uğradı, kırları, dereleri, tepeleri aştı ve
Nihayet gene bir  dereyi geçmek isterken yorulduğunu gördü ve
Dere kenarına çömeldi  bir avuç su aldı yüzüne vurdu.
Serinledi ve şükretti.   Tam geri çekilirken akıp gelen suyun içinde

Kıpkırmızı, iri bir Elmanın su üzerinde kayıp kendine doğru geldiğini görmüş.  önünden geçip gideceği sırada uzanıp
Elmayı aldı. “Bismillah” diyerek elmayı iştahla ısırdığı anda
Onun bir başkasının malı olduğunu hatırlayıverdi.
Ağzındaki lokmayı tükürüp atmış.
Ama elmanın suyu midesine inmişti bir kere.
Gönlüne bir hüzün çökmüş.
Sahibinin izni olmadan elmayı ısırmaması gerektiğini hatırlamış.
Artık iş işten geçmiş. elmanın sahibi kim?
Suyla birlikte bir elma gelmişti ve o da elmayı alıp ısırmıştı  .
Bu ona haram olmuştu artık.
Ne yapıp yapmalı elmanın sahibini bulmalı ve ondan helallik almalıydı.

Dere yukarı yürümeye başladı. Elbet bu dere bir yerden akarak geliyordu ve
Elbet derenin kenarında bir bahçe olmalıydı.
Yukarı doğru yürüdü. Yürüdü, yürüdü, yürüdü.
Karşısına elma ağaçları ve envai türlü meyve ağacının olduğu bir bahçe çıktı.
Hayretle baktı. Bu ne güzel bir bahçeydi.
Şimdi iş bahçe sahibini bulmaya kalıyordu. Aradı taradı bahçenin içinde
Nurani yüzlü akpak saçlı sakallı bir ihtiyarı buldu.
Selam verdi selam aldı ve gayet üzgün ve mahcup bir şekilde
Meramını anlatmaya başladı:.
Efendim, aşağılarda bir yerde dere kenarına oturdum,
Elimi yüzümü yıkarken kıpkırmızı bir elma gördüm ve nefsime yenildim
Onu ısırdım. Sonra aklım başıma gelince elmanın sahibini
Bulup helallik alayım istedim.
O elma herhalde sizin bahçeden düşmüştü
Dereye lütfen bana hakkınızı helal ediniz,
Yolcuyum bir an evvel gitmem gerekiyor...
İhtiyar adam gözlerini genç adamın üzerinden hiç ayırmadan
Büyük bir dikkat hali içersinde dinledi, dinledi, dinledi ve
Bir şartla hakkımı helal ederim, dedi.
Genç adam heyecanlı bir şekilde, nedir efendim şartınız
Hemen yerine getireyim ve yoluma gideyim...
Yaşlı adam tebessüm etti, gözleri çakmak çakmak parladı,
İçini bir serinlik kapladı ve dedi ki:
Yedi sene yanımda bu bahçede çalışırsan ancak o zaman hakkımı helal ederim. Genç adam tuhaf oldu. Kendini bir an bilemedi.
Düş müydü gerçek miydi bir an kestiremedi ve ihtiyar adamın nurani yüzüne baktı, Gözlerindeki derin melali sezer gibi oldu ama ihtimal veremedi ve
Düşünmeye başladı. İçinden dedi ki, ben bu haram lokma ile nereye giderim
Nerede kimin yüzüne bakarım...
Böyle düşünürken teklifi kabul etmek zorunda olduğunu anladı.
Kabul, dedi. Ama yedi senenin sonunda giderim, dedi.
Böylece sözleştiler.  bahçeye bakmaya başladı genç adam.
Güzel ve bakımlı bir bahçeydi.
Verimli bereketli bir bahçeydi, önünde de temiz ve berrak suyuyla bir dere akıyordu  O derenin suyuyla da bahçeyi suluyorlardı.
Bir defasında ihtiyar adam genç adamdan üzüm istedi, toplayıp geldi.
Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olmamıştı, başka üzüm istedi.
O da ekşi çıktı. İhtiyar adam;
"Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?"
Demekten kendini alamadı. Genç adam mahcup olmuş;
"Efendim! Ekşisini tatlısını bilmiyorum!" diye cevap verdi.
İhtiyar adam; "Sübhanallah kaç yıldır bağdasın, bahçedesin,
Daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun."
Diye serzenişte bulundu; "Niçin onlardan yemedin?" deyince;

"Siz benden bağınızdaki meyvelerin muhafazasını istediniz.
Yiyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu?" cevabını verdi.
İhtiyar adam onun bu hâline hayran kaldı.
Derin düşüncelere daldı.

Vakit, zaman nedir ki doğan güneş çıkan ay derken
Yedi sene gelip geçti ve vakit tamam oldu. Ayrılık günü gelip çattı.
Genç adam ihtiyar adamın önünde tevazu ve nezaket içinde durdu ve
Efendim dedi sanıyorum sözleştiğimiz vakit tamam oldu.
Bana izin veriniz artık yoluma revan olayım...
İhtiyar adamda gene ilk gün karşılaştıkları gibi bir hale büründü ve
Dedi ki: evet evladım sözleştiğimiz vakit tamam oldu lakin benim bir şartım daha var Onu da yerine getirdikten sonra istediğin yere gidebilirsin.
Genç adam gene ilk günkü heyecan ile söyleyin şartınızı efendim
Yerine getireyim ve biran evvel yoluma revan olayım, dedi...

Bir kızım var, dedi, ihtiyar adam.
Gözleri görmez, kulakları duymaz, zavallının dili var konuşamaz ve
Üstelik bir ayağı da topal bir yere gidemez, onunla evlenirsen
Hakkımı helal ederim.
Şaştı kaldı genç adam.
Ne diyeceğini bilemedi.
Ne yapacağını kestiremedi öylece kalakaldı ihtiyar adamın karşısında.
Yedi yıldır bu bahçedeydi ve bir an dahi olsun böyle bir kızdan haberi yoktu.
Zaten onun yattığı yeri, yediği yemeği ayrı bir yerdeydi.
Kendine ayrılmış bahçenin bir köşesindeki küçük evdeydi.
Gerçi ihtiyarın evine yakın yerde ayrı bir bahçesi vardı ama
Oraya ne gitmiş ne kimse davet etmişti.
Öyle uzaktan görünüyor ve çeşitli çiçek kokuları yayılıyordu etrafa.
Envai türlü kuş konup göçer veya orada yuva kurardı.
Kuş cıvıltıları bahçeyi şenlendirir yürekleri dinlendirirdi.
Bir de bahçede bilhassa seher vakitlerinde
Bülbüller şakıyor nağmeleri etrafa yayılıyor hatta semayı âlâya çıkıyordu...
Bir de sanki kulağına çalınan ve ona hissettirilen
Kırmızı bir gülün olduğuydu.
O çok güzel bir güldü.
 Bu civarda eşi benzeri olmayan bir gül.
Öyle bir şey işte... Düş mü gerçek mi o da bilmiyordu...

Sonunda ihtiyar adamın teklifini kabul etti.

Güllerin, envai çeşit çiçeklerin olduğu has bahçeye buyur etti ihtiyar adam.
Bunca yıl burada çalışmış lakin bu bahçenin kapısından adımını atmamıştı.
İçeri girdi, aydınlık tertemiz bir odaya alındı.
iki nurani yüzlü ihtiyar selam verip içeri alındılar. Bu nikâhın şahitleri olacaklardı.
İhtiyar adam güzel dualarla, hayırlı temennilerle
Nikâhlarını kıyıp nurani yüzlü ihtiyarları şerbet ikramı için bahçeye buyur etti 
Akşam olup ta zifaf odasına girince, karşısında
Dünya güzeli bir kızın ona gülümseyerek baktığını görmüş.
Telaş ve şaşkınlıkla : “Eyvah, yanlış odaya girmişim” diyerek dışarı fırlamış 
Yüzünün alı al, moru mor heyecanlı bir sesle :
− Özür dilerim, ben yanlış odaya girmişim demiş. Kayınbabası ise :
− Yok, yanlış oda değil oğlum. O kız benim kızımdır demiş.
− Olabilir ama, bu kız bana anlattığınız kızınız değil. 
Söylediğiniz kusurların hiçbirisi onda yoktur.
Kayınbabası gülümseyerek şöyle söylemiş :
− Sana söylediğim sözler gerçek anlamda değil, mecâzi anlamda idi ey oğul. 
Kızımın elleri tutmaz sözü ile ; o, dinin helâl saymadığı hiçbir şeye
Dokunmaz demek istedim.
 Ayağı yürümez demekle ; kızımın meşru olmayan
Hiçbir yere ayak basmadığını anlatmaya çalıştım.
Yabancı erkeklere bakmadığını, onlarla ilgilenmediğini anlatmak maksadıyla da Gözlerinin görmediğini söyledim.
Kulağı duymaz dediğimde de ; dedikoduya hiç iltifat etmediğini anlatmak istedim.
Ben hamdolsun ki, hayatımda hiç haram yemedim, çocuklarıma da yedirmedim. Benim kızım her bakımdan mükemmeldir.
O sana, sen de ona layıksınız.
Allah sizi bahtiyar (mutlu) eylesin.
Haydi eşinin yanına git, o sana, sen ona helâlsin demiş.
Bu sözleri duyan
Sâbit bütün sıkıntılarını unutmuş,
Sevgili ve değerli hayat arkadaşının yanına gitmiş.
İşte bu mutlu evlilikten büyük âlim
İmâm-ı Âzam Ebu Hanife meydana gelmiştir

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »


Get your own Chat Box! Go Large!

Boomp3.com

Menü

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım



Dareyn Dergisi



Site tasarım

Tüm hakları 2007 - 2008 Mnelam © ’a aittir.
Kaynak gösterilerek
alıntı yapılabilir.
Her şeyden önce
KUL HAKKI vardır.


Sayaç